Akıl Hastalarına Yönelik İnfaz Rejiminde Yenilikler

Dünya genelinde, akıl hastalarının cezalarının nasıl infaz edilmesi gerektiği uzun süredir tartışılıyor.Amerika’daki birçok ünlü seri katilin akıl hastası olduğu biliniyor. Ancak kamuoyu, bu kişilerin cezaevinden daha iyi koşullarda bulunmasına çoğu zaman razı olmadı.Peki, zaten kendi zihninin hapishanesinde yaşayan bir insanı daha fazla cezalandırmak vicdani mi?

Bu soru, Türkiye’de yakında yeniden gündeme gelecek gibi görünüyor. TBMM’ye gelmek üzere olan 11. Yargı Paketi, akıl hastalarına yönelik cezaların çerçevesini değiştiriyor. Yeni düzenlemeye göre, akıl hastalığı bulunan kişiler artık sadece tedavi değil, hapis cezasına da tabi tutulabilecek.Devlet bu kişiler için artık “hasta” değil, “suçlu” tanımını tercih demek yanlış olmaz.

Değişikliğin gerekçesi “toplum güvenliği” olarak sunulsa da, aslında bireyin özgürlük hakkı geri plana itiliyor.Kısmi akıl hastalığı bulunan kişilerin hem cezaevine gönderilip hem de zorunlu tedaviye alınması, hukukun değil, psikiyatrinin çözmesi gereken bir meseleyi cezalandırma refleksiyle yönetmeye çalışmak anlamına geliyor.Bu yaklaşım, modern hukuk sistemlerinin temelinde yer alan “iyileştirme ve topluma kazandırma” ilkesinden uzaklaşıyor.Yerini, daha otoriter ve cezalandırıcı bir anlayışa bırakıyor. Bu da “adalet” kavramını yalnızca suçun değil, aklın da sorgulandığı bir zemine taşıyor.Ancak akıl hastası ya da daha hafif durumda kabul edilen kişiler suçlarını işlerken mevcut yasal düzenlemeleri göz önüne alarak mı işliyor? Yasa yürürlüğe girerse, asıl soru şu olacak: Bu değişiklik suçları mı önleyecek, yoksa adaletin vicdanla bağını mı zayıflatacak?

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top